Fırat' Ülkemizde Hayvancılık ve Kırmızı Et Problemi'

Kutlu Parti Genel Bşk. Yrd. Fırat: Ülkemizde Hayvancılık ve Kırmızı Et Problemi' Türkiye'de Hayvancılık Neden Çöktü, Kim Kazanıyor?'

Haberin Özeti

  • Fırat” Ülkemizde Hayvancılık ve Kırmızı Et Problemi”
  • Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı Nejat Fırat'tan Kırmızı Et Analizi

       Kutlu Parti Genel Bşk. Yardımcısı E Bürokrat Nejat Fırat yaptığı yazılı basın açıklamasında Kırmızı et konusunu gündeme taşıdı. Genel Bşk. Yrd. Nejat Fırat açıklamasında” Türkiye, son yıllarda tarihinin en derin ekonomik krizlerinden birini yaşarken, bu krizin en somut ve can yakıcı hissedildiği alanların başında mutfak enflasyonu, özellikle de kırmızı et fiyatları geliyor.

       Vatandaşın en temel protein kaynağına erişimi her geçen gün zorlaşırken, ortaya çıkan tablo sadece bir "fiyat artışı" değil, yapısal bir hayvancılık politikasının iflasıdır.

         Avrupa ülkeleriyle yapılan kıyaslamalar, asgari ücret ile alım gücü arasındaki makasın ne denli açıldığını ve et piyasasındaki adaletsizliği gözler önüne sermektedir.

ALIM GÜCÜ VE FİYAT UÇURUMU: Avrupa ve Türkiye Kıyaslaması

            Bugün Avrupa genelinde kırmızı etin kilogram fiyatı ortalama 10-12 Euro (yaklaşık 400 TL) civarında seyretmektedir. Buna karşılık, Avrupa’daki ortalama bir emekli maaşı 1.200 ile 2.300 Euro (yaklaşık 50.000 - 90.000 TL) arasında değişmektedir.

        Bu denklemde Avrupalı bir emekli, maaşıyla yüzlerce kilo et alabilirken; Türkiye’de etin kilogram fiyatı 1.200 TL’yi aşmış, asgari ücret 28.000 TL seviyelerinde kalmıştır. Açlık sınırının 48.000 TL bandına dayandığı bir ekonomik iklimde, Türk vatandaşının kırmızı eti bir lüks tüketim maddesi olarak görmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Halk, hayatta kalma mücadelesi verirken beslenme hakkından mahrum bırakılmaktadır.

İTHALAT KISKACI: SON 10 YILDA 10 MİLYAR DOLAR NEREYE GİTTİ?

            Türkiye’nin hayvancılıkta yerli üreticiyi desteklemek yerine ithalata yönelmesi, son 10 yılda yaklaşık 10 milyar doların yurt dışındaki üreticilere aktarılmasına neden olmuştur. Sektör temsilcileri ve uzmanların dikkat çektiği en büyük çarpıklık ise bu ithalatın yapılış şeklidir.

           Yurt dışından kilogramı yaklaşık 5 Dolar maliyetle ithal edilen canlı hayvan veya karkas et, iç piyasaya girdiğinde 15 ila 20 Dolar arasında bir fiyatla tüketiciye ulaşmaktadır. Aradaki bu devasa kâr marjı, serbest piyasa koşullarında bir rekabetin olmadığını, aksine kotalı ve ayrıcalıklı ithalat izinleriyle belirli çevrelerin zenginleştiğini göstermektedir.

            İthalat yetkilerinin ve kotalarının şeffaf olmayan süreçlerle, kamudan imtiyazlı belirli firmalara dağıtılması, piyasadaki tekelleşmeyi artırmakta ve yapay bir pahalılık yaratmaktadır.                                      

ZİNCİRİN GÖRÜNMEYEN HALKALARI: Aşı, Lojistik ve Bürokratik Rant

            Et ithalatı sadece hayvanın satın alınmasından ibaret değildir; bu sürecin gümrükleme, nakliye, karantina ve en önemlisi sağlık/aşılamagibi çok ciddi bütçeli ayakları vardır. Sınır kapılarında veya limanlarda yapılan aşılama ve veterinerlik kontrol hizmetlerinin, ihale süreçleri işletilmeden belirli taşeron firmalara veya paravan yapılara devredilmesi, bu ithalat ağındaki rantı daha da büyütmektedir.

            Yerli üretici aşı ve ilaç maliyetleri altında ezilirken, ithalat kapılarındaki bu milyarlık operasyonları yönetenler servetlerine servet katmaktadır. Et ve Süt Kurumu'nun (ESK) piyasayı regüle etmek (dengelemek) yerine, son olarak kırmızı ete %28 gibi yüksek oranlarda zamlar yapması, devlet eliyle yürütülen bu sistemin de tıkandığının kanıtıdır.

YERLİ HAYVANCILIK NEDEN DESTEKLENMİYOR?

       Türkiye’de hayvancılığın bitme noktasına gelmesinin temel sebebi bir tercih meselesidir. Üreticiye verilen desteklerin yetersizliği, yem, mazot ve elektrik gibi girdi maliyetlerinin kontrolsüz artışı, köylüyü üretimden koparmıştır. Tarım ve orman vasfını yitiren meralar, yanlış arazi politikaları yerli üretimin altını oymuştur.

       Hükümetlerin üretimi desteklemek yerine ithalatı bir "fiyat düşürme aracı" olarak kullanması, uzun vadede yerli besiciyi tamamen yok etmiştir. Çünkü ithalat, üretimi artırmaz; sadece yerli üreticiyi cezalandırır. Sonuçta kazananlar, yurt dışındaki üreticiler, ithalat kontratlarını bağlayan aracılar ve içerideki imtiyazlı holdingler olurken; kaybeden, eti tabağına koyamayan Türk halkı olmuştur.

SONUÇ: GIDA GÜVENLİĞİ BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR

             Açlık sınırının altında yaşayan milyonların olduğu bir ülkede, hayvancılık politikasını sadece bir ticaret sektörü olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Halkın protein açlığı çekmesi, gelecek nesillerin fiziksel ve zihinsel gelişimini tehdit eden bir toplumsal krizdir.

        Türkiye’nin bu sarmaldan kurtulmasının tek yolu; ithalat lobilerine aktarılan milyar dolarlık kaynakların derhal kesilmesi, şeffaf hesap verilebilirliğin sağlanması ve bu bütçenin doğrudan yerli besiciye, yeme, meraya ve yerli aşı üretimine aktarılmasıdır.

         Aksi takdirde, bir avuç şirketin ve makamını kullananın zenginleştiği, koca bir milletin ise açlığa mahkûm edildiği bu adaletsiz düzen derinleşerek devam edecektir.” Bülten
 

Bakmadan Geçme

Malatya Derin Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
WhatsApp İhbar Hattı
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!