Hamit KİRAZ

Un Torbası

Hamit KİRAZ

           Eskide kaldı desek de, un torbanın hikâyesi yaşamla yaşıttır. Çünkü hayatımız un çuvalına bağlıdır. Her şeyimiz olmasa olur; ama unumuz olmasa olmaz. Hele biz Türkler, ekmeksiz hiçbir şey yemeyiz.

         İnsanların insana daha çok değer verdiği yıllardı. Bizim köyde bir sohbet sırasında Bayram Dayı şöyle demişti:

“İnsanın dostu, evindeki un çuvalıdır.”

         O zaman bu söz çok yadırganmıştı. Nasıl olur da bir un çuvalı dostun önüne geçerdi? Un kazanılır ama dost kazanmak zordur derlerdi,aradan yıllar geçti… Hâlâ hangisinin doğru olduğuna karar verebilmiş değilim. Bazen diyorum ki, bu da insana göre değişiyor; nasıl baktığına, bağlı nasıl yorumladığına bağlı.

Un tobasının bir hikayesi

          Rivayet odur ki; İbrahim Peygamber zamanında, yaşlı bir adam bir teneke buğdayını sırtlanır, değirmene gider. Un yaptırıp eve dönerken, çocuklarına ekmek yapmayı hayal eder. Yolda ansızın şiddetli bir rüzgâr çıkar ve ihtiyarın sırtındaki un çuvalını alıp götürür.
İhtiyar çaresizlik içinde ağlaya sızlaya İbrahim Peygamber’in huzuruna gider. İbrahim Peygamber sorar:

— Ne oldu, niye ağlıyorsun?
İhtiyar anlatır:

— Evde çocuklarım açtı. Bir teneke buğdayımı un yaptırmıştım. Rüzgâr aldı götürdü, ortada kaldım.
İbrahim Peygamber hazineden ihtiyara bir teneke buğday verilmesini emreder. İhtiyar kapıdan çıkarken, İsmail Peygamber’e rastlar. İsmail sorar:

— Ne aldın?

— Bir teneke buğday verdiler, gidiyorum, der ihtiyar.

İsmail Peygamber durdurur:

— Hayır, geri dön. Hakkını iste.

İhtiyar geri döner:

— Benim hakkımı verin, der.

— Hakkını verdik ya, seni kim geri gönderdi?

— Kapıdaki oğlun İsmail, der.

İsmail Peygamber çağrılır. Sorulur:

— Ne istiyorsun? İhtiyarın hakkını verdik.

İsmail Peygamber şöyle der:
— O rüzgâra kim emir verdi, nereye gitti, kimi kurtardı; onu sorun.

             Araştırılır. Meğer o sırada denizde bir gemi delinmiş. Gemide büyük bir tüccarın malı varmış. Tüccar, “Malım kurtulursa, malımın yarısını fakirlere vereceğim,” diye adakta bulunmuş. İlahi emirle rüzgâr, ihtiyarın sırtındaki un çuvalını alıp geminin deliğine tıkamış; gemi kurtulmuş.

İşte o tüccar, adak gereği fakir aramaktaymış.

Ve işte ihtiyarın hakkı da tam olarak buydu.

Bazen bir lokma bir kaderi değiştir....
 

Yazarın Diğer Yazıları